Kayıtlar

Annem ve Yapı Kredi / Murat Çelikkan

Birkaç yıl önce ölen annem, emekliliği boyunca çeviriler yaptı. Farklı yayınevleriyle çalıştı ancak Yapı Kredi ile düzenli ve memnuniyet verici bir ilişkisi oldu. Çevirdiği Amin Maalouf kitapları çok sattı. Annem Esin Talu-Çelikkan öldükten sonra da kitaplar basıldıkça mirasçısı olarak ben para aldım. Doğrusu hiç takip etmedim çünkü her şey çok düzenli yürüyordu. Taa ki... Bu yıl başında aldığım mektuba ve Yapı Kredi Yayıncılık yönetimi değişene kadar. Yapı Kredi, yazar ve çevirmenlerine telif ödemelerini o güne kadar, kitabın basımından bir ay sonra yapıyordu. Mektuptan anladık ki bunun gerekçesi yazar ve çevirmenleri enflasyona karşı korumak imiş. Ancak artık enflasyonsuz ortam olduğu için dört ay sonra ödeme yapacaklarmış. Yazıyı ciddiye almadım. Anlaşılan Yapı Kredi'nin içinde bulunduğu finansal kriz yayınevine de yansımıştı. Ama bu beni ilgilendirmiyordu. Daha sonra yayınevinin değişen ve sektörün kıdemlilerinden yöneticisinin randevu talebi üzerine görüşmeye gittim. O da, sek...

Şiir: Yerli, Batılı, Doğulu / Faris Kuseyri

Mesele   dergisinin sorusu: — Günümüzde şiirin Batı’ya öykünen ve postmodernizmle sıkı bir ilişki içinde olduğunu görüyoruz. Ancak sizin şiirleriniz daha yerli. Doğu’yu, Doğu’nun sözcüklerini kullanıyorsunuz. Bu bilinçli, siyasi bir tercih mi, yoksa bunu daha çok estetik bir tercih olarak mı düşünmeliyiz? Faris Kuseyri'nin cevabı: — Bizim şiirimiz aslında "hiçbir şey"le doğrudan ilgili değil. Batı şiiriyle de doğrudan bir ilişkisi olduğunu sanmıyorum. — Yekpare bir Batı şiirinden bahsetmek elbette mümkün değil, bunu da unutmamak lazım. — Bu Batı ve Doğu kavramları çok kabadır, gerçek bir lejantı olmayan çocuksu haritalardır. Mesele dergisi, Eylül 2014

Terazi / Salâh Birsel

... 1919 Nobel Edebiyet Ödülünü kazanan İsviçreli ozan ve romancı Carl Spitteler, Almanların (...) kendi uslarına göre değil, kuramlara, ilkelere göre yargı kestiklerini vurgular. Ona bakılırsa, Almanlar bir yapıtın görkemli ya da dandini olmasını umursamazlarmış, sadece, yapıt, ona güzel olmaya izin veren tanımlara uyuyor mu, uymuyor mu, onu araştırırlarmış. Bir şey daha yaparlarmış, şiir eleştirilerini okur da, şiir okumazlarmış.   Hani, bizim ulusumuzun da şiir okuduğu pek söylenemez. Bu yüzden de şiirden anladığı çok su götürür. Şairlere sorarsanız, şiirden yalnızca kendileri anlar. Eleştirmenlerse bu ötürşahı, yani ıtır çiçeğini elden kaçırmak istemezler. Ataç da "Şiirden şair, resimden ressam anlar, eleştirmen değil" lafına pek bozulur. Okurları kendinden yana çekmek için de karşılarında parapençe kesilir: – Şiiri eleştirmen anlayamaz demek, okurlar anlayamaz demektir. Öte yandan, şairlerin de şiiri ne dereceye değin doğru tarttıkları kuşkuyla karş...

TÜRKÇEDE İLK GORKİ ÇEVİRİSİ ÜZERİNE BİR NOT (Samim Kocagöz'den)

(Sabahattin Ali) yüzüme dikkatli bakıp, ‘Sen Gorki’den bir şeyler okudun mu?’ diye sordu. Ben de, ‘Sahaflarda Gorki’nin, 1912’de, Türkçe’ye çevrilmiş, basılmış, eski harflerle ‘ANA’sını bile buldum!’ karşılığını verdim. Samim Kocagöz, Bu da Geçti Yahu , İst., 1989, s. 130

Ortalama Meselesi / Fethi Naci

(Ş)öyle diyor Tomris Uyar: "Şimdi yazılan öykülere bakıyorum –çok samimi söylüyorum bunu, kimseyi küçümsemiyorum- bende bir yazma düellosu uyandıracak öykü görmüyorum. O zaman kendimle mi düello edeceğim? Türkiye’de ne iyi, ne de kötü bir şey yapılıyor. Her şey ortalama. Onun için de yüzleşme ihtiyacı vermiyor insana. Çünkü zaten kötü değil, zaten iyi de değil." Tomris Uyar gibi aydın bir yazarın ("Aydın" olmayan, ama bir şeyler yazdıkları için kendilerine –her nasılsa- "yazar" denilen yurttaşlar o kadar çoğaldı ki, artık böyle bir ayrım yapmanın zamanı geldi!) böyle sözler etmesi yadırgatıcı geldi bana. Tomris Uyar niçin 1986’da, 1987’de "yazılan öykülere bakıyor", niçin yalnız "Türkiye’ye" bakıyor? Üstelik Türk hikâyesi Türk romanına da benzemez: İşte koskoca Sait Faik! Niçin ona da "bakmıyor"? İşte Çehov! İşte kendi çevirdiği Cortazar! Niçin onlara da bakmıyor? Ve daha nice hikâyeci!..   Tomris Uyar, yeter ki gerçekten...

Yazar Ne Diyor, Şair Ne Yapıyor? Siyasetname Üzerine ⚫️ Enis Batur

Resim
"Yazar Ne Diyor, Şair Ne Yapıyor? Siyasetname Üzerine" (1985) Enis Batur, E/Babil Yazıları, YKY, İst., 1995

Hasan Bülent Kahraman - 20/50/100 yıl Sonra Attila İlhan’ı düşünmek...

Resim
T24 12 Temmuz 2025   Konuk Yazar Hasan Bülent Kahraman 20/50/100 yıl sonra Attila İlhan’ı düşünmek... Attila İlhan işlevini başından sonuna kadar bir eylemci olarak gördü. Çok büyük ve çok önemli bir şairdi ama şiir yazmayı zaman içinde git gide daha az önemsedi ve kolay bir iş saydı. Kişisel olarak düşünce adamlığını daima daha önde tuttu ve bir tarihten sonra, 1960’tır o yıl, romanlarını da şiirlerini de düşüncesinin içine yerleştirdi, düşüncesini de bir ‘eylemcilik’le çerçeveledi. Eyleme dönüşmeyen düşünceye daima uzak durdu İnanması belki zor ama  Attila İlhan , 2005 yılında 80 yaşında vefat etmeyip yaşasaydı, 15 Haziran 2025’te yüz yaşına girecekti. Demek ki, ben kendisini tanıdığımda, Ankara’da Bilgi Yayınevi’nde, 1975 yılı aralık ayının çok karlı son günlerinde ilk kez ziyaretine gittiğimde 50 yaşındaymış. Sonra 2005’e kadar, son on yılı çok sınırlı olmak üzere tam 30 yıl birbirimizi gördük. Ben 1990’ların sonunda İstanbul’a taşındığımda o 1995 yılında entelektüelliğini...