Ayşe Şasa demiş: Kemal Tahir, "Mahpusluk da bir çeşit ölümdür" der, Yol Ayrımı 'nda. Ama 13 yıllık yoğun dostluğumuz boyunca, onun hapishane deneyiminden bir kez bile yakınarak söz ettiğine tanık olmadım. Bunu en büyük ayıp sayar, hapishaneyi büyük bir okul olarak nitelerdi. "Orada insanların konuşmalarını dinlerken, bazen okyanuslar çarpışıyor sanırdım" demişti bir keresinde.
Mesele dergisinin sorusu: — Günümüzde şiirin Batı’ya öykünen ve postmodernizmle sıkı bir ilişki içinde olduğunu görüyoruz. Ancak sizin şiirleriniz daha yerli. Doğu’yu, Doğu’nun sözcüklerini kullanıyorsunuz. Bu bilinçli, siyasi bir tercih mi, yoksa bunu daha çok estetik bir tercih olarak mı düşünmeliyiz? Faris Kuseyri'nin cevabı: — Bizim şiirimiz aslında "hiçbir şey"le doğrudan ilgili değil. Batı şiiriyle de doğrudan bir ilişkisi olduğunu sanmıyorum. — Yekpare bir Batı şiirinden bahsetmek elbette mümkün değil, bunu da unutmamak lazım. — Bu Batı ve Doğu kavramları çok kabadır, gerçek bir lejantı olmayan çocuksu haritalardır. Mesele dergisi, Eylül 2014
Gazeteci İlhami Soysal'ın hazırladığı berbat bir antoloji var: 20. Yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi. Neden berbat olduğunu soran arkadaşlara esas üzerinden cevap vermeye çalışıyordum, ancak Varlık 'ın Ekim 1973 tarihli 793. sayısında M. Alâeddin Asna'nın "50'lerin Şairleri Neredesiniz?" başlıklı yazısını okuyunca meselenin usûl üzerinden daha rahat anlatılabileceğini / anlaşılabileceğini gördüm. Asna'nın yazısı Soysal'ın antolojisi hakkında. Hakkında yazdığı antolojinin kapağını açmamış, içindekiler sütununa bile bakmamış. Kim var kim yok, "etki altında kalmamak için bakmadım" diyor. Antolojiyi hazırlayanın şairleri seçme yöntemi de tuhaf: "Belirli bilgi düzeyinde yüz kişinin eline birer kalem kâğıt vermiş. Yirminci yüzyıl Türk şairlerinden bildiklerini yaz şuraya demiş. Sorduklarımın içinde şiirle de yakından ilgilenenler vardı dedi. Sonuç ne çıkmış? En çok yazan 23 şair adı yazabilmiş kâğıdın üstüne. Sadece gazeteci S...
Yorumlar
Yorum Gönder