Sunday, June 21, 2020

Yorum Hakkında

Orhan Pamuk, romanları için gerekli okumaları salt yerli kaynaklardan yaptığı için eleştiriliyor. Yakın arkadaşı Enis Batur faş ediyor durumunu: Osmanlı kültürüyle ilgileniyor, ama o kültüre ilişkin yabancı dillerde yazılmış kaynaklardan ‘faydalanmıyor’muş. Bunun bir eksiklik olduğunu, ‘sorunlu bir sonuç doğurduğunu’ düşünüyor Batur. Hikâyenin buraya kadar olan kısmında bir sorun görmüyorum. Kurmacanın öyle bir ‘fayda’ya ihtiyacı yok.
Enis Batur bunları söylüyor ama Hilmi Yavuz da “Orhan Pamuk edebiyatı”nın oryantalist bir edebiyat olduğu kanısında. Edebiyatımızın ak dedimcisiyle kara dedimcisi bağcıyı dövüyorlar.
Yerli, Doğulu kaynaklardan ‘faydalanan’ biri nasıl oluyor da oryantalist olabiliyor? Soru, nesnesini (kaynak dediği şeyi) kutsallaştırdığı için ‘sorun’un üstünü örtüyor, çelici bir soru.
Romancı, kaynakların içeriğini aktaran, içerikteki algıyı parlatan biri değil ki. Yeniden-yazan hiç değil. Yorumcu o.
Ve yorumda “yorumun doğası” (bir metnin nasıl yorumlandığı) önemli değil; önemli olan yorumcunun bunu neden yaptığı.
Fredric Jameson, sorunu tanımlamış: ‘sahici yorum’ diyor buna. Sahici yorum, dikkatimizi “tarihe ve yapıtın olduğu kadar yorumcunun da durumuna” yöneltiyor. Orhan Pamuk, gerçeklikle saplantı düzeyinde sorunu olan bir romancı. Romanları da o saplantının etrafında dönenip duran birer yorum. Gerçeklik (reality) umurunda değil, hakikati (verity) arıyor.
Yorumun doğasına, bir metnin nasıl yorumlandığına takılıp kalırsak, bu bizi geleneksel yorumbilgisi sistemlerinin tıkandığı noktaya götürür: Her şeyi zaten Homeros’un yazıp bitirdiği noktasına.
O zaman da, işte, şu iki soru sıra alır:
1) Eski dediğimiz bütün metinler, kutsal metinler de dahil, Homeros’un bir yeniden-yazımı mı?
2) Yeniden-yazanlar, kendi görece özerk bölgelerinde kalarak, o ilk metnin ideolojisini dönüştürmeye çalışan zavallı pratikerler mi?
Foucault, metnin temel bir eğri içine kapatıldığını söylüyordu, Homeros’vari geri dönüşün eğrisine: “Yazmak, geri dönmekti, kökene geri dönmek, ilk anı yeniden yakalamaktı; yeniden sabahta olmaktı. Edebiyatın bize kadar uzanan mitik işlevi buradan kaynaklanır; eskiyle ilişkisi buradan kaynaklanır; analojiye, aynıya, özdeşliğin tüm mucizelerine atfettiği ayrıcalık buradan kaynaklanır. Özellikle, edebiyatın varlığını belirten tekrar yapısı buradan kaynaklanır.”
Ama bu akrabalıkların XX. Yüzyılla birlikte çözüldüğü kanısındadır: “Nietzsche’ci ebedi tekerrür Platoncu bellek eğrisini kesin olarak kapatırken Joyce da Homeros’çu anlatınınkini kapattı.”
Günümüz romancıları (tabii ki Orhan Pamuk da), o son eğriyi, Joyce’çu eğriyi kapatmaya niyet etmiş yorumcular. Üzüm yiyorlar.
[2013]

No comments:

Post a Comment