Friday, June 19, 2020

Okur Ne Okur Ne Okumaz

Oğuz Atay, okunmamaktan yakınmış, her yerde, her fırsatta, sürekli olarak kendisini okumayan okurlara ve eleştirmenlere söylenip durmuş bir yazar. Peki, kendisi nasıl bir okurdu? Türkiye’nin en önemli “şiir hareketi” konusunda, 30 Aralık 1975’te günlüğüne şunları yazmış: “İki gün önce ‘İkinci Yeni’ denilen akımın çerçevesinde koparılan gürültü ile ilgili yazıları karıştırıyordum. Anladığıma göre yaşları, kültürleri ve dünya görüşleri gelişmeye elverişli olmayan, fakat duydukları ve sezdikleriyle gerçeküstü ve gerçek ötesi denilebilecek şeyleri yer yer yakalamışlar; sonunda hepsi bir yana dağılmış. (…) 2. yeni konusunda karşılıklı eleştiriler öyle köksüz, mantıksız ve çocukça düşüncelere dayanıyor ki. Batılı deneme ve inceleme yazarlarının kişilikli ve güçlü yorumları (Ulam gibi) karşısında bunlar acıklı ve gülünç. Mahalle çocuklarının çekişmesine benziyor. Sonra ortaya konulan ve bu birikime dayandığı söylenen eserler -X’in son televizyon filmleri gibi- derinlikten yoksun, biçim soyutlamaları dolu şeyler. İşin altında neler yattığını galiba kimse sezemiyor. Taklit yani oyun. Batılı amcalara küfretseler de, gizlice -kendilerinden gizli- onlara benzemeye çalışan, felsefe filan vaziyetleri -X- çok acıklı.” Turgut Uyar Tütünler Islak’ı, Her Pazartesi’yi, Divan’ı yayınlamış. Cemal Süreya Üvercinka’yı, Göçebe’yi, Beni Öp Sonra Doğur Beni’yi; Ece Ayhan Kınar Hanım'ın Denizleri’ni, Bakışsız Bir Kedi Kara’yı, Ortodoksluklar’ı, Devlet ve Tabiat’ı; Edip Cansever Yerçekimli Karanfil’i, Umutsuzlar Parkı’nı, Petrol’u, Nerde Antigone’yi, Tragedyalar’ı, Çağrılmayan Yakup’u çıkarmış. Sezai Karakoç neredeyse “yapıtını bitirmiş”; onuncu kitapta. İlhan Berk on ikinci kitapta. Oktay Rifat’ın Yeni Şiirler’i yayınlanalı iki yıl olmuş.
Bunlar, “birikime dayandığı söylenen eserler” oluyor. Hepsi de “derinlikten yoksun”. Peki, bir suçlama, hattâ bir aşağılama gibi atılan o oklar, o “biçim soyutlamaları”, “Batılı amcalara benzemeye çalışmak”, “taklit yani oyun” vb. oklar, ne oluyor? Nereden atılıyor, nereye atılıyor? Sonra, yıllar sonra, kimi vurmuş o oklar? Kendisini vurmuş. Hesaplanmamış ironi… Günlüğünden, o çok eleştirdiği edebiyat dünyasının kıyısında bir Dilâver Kalas duruşuyla durduğu anlaşılıyor. Edebiyatta devrim oluyor ama kendiyle o kadar meşgul ki hiçbir şeyi göremiyor. Haklarında ağır ithamlarda bulunduğu şairleri okuma zahmetine bile katlanmamış. Ahkâm kesiyor ama dersini çalışmamış. Hem de şişman herkesten. [2013]

No comments:

Post a Comment