Thursday, June 11, 2020

Bir Mayın Olarak ‘Mistik’


Mistisizm, şairlerimizi hayli meşgul eden kavramlardan biri. Yazılarında, söyleşilerinde, muhabbetlerinde sıklıkla kullandıkları bir sözcük. Demelerini demeden önce mistisizmden ne anladıklarını açıklasalar iyi olacak ya, bunu pek yapmıyorlar. Kafalarındaki ‘anlam’ı herkesin bildiğini varsayıyorlar. Yani, sözcük, ortalıkta serseri mayın gibi dolaşıyor.
Mistisizm konusunda karşımıza çıkan en önemli sorun, onun dinî bir kavram olduğu yanılgısı. ‘İnisiye etmek’ten (inisiyasyon: erginleme) geliyor. Ama bizdeki medya dili (20. yüzyılın ortalarında türeyen köylü gazeteciler) sözcüğün içeriğini boşaltmış, içini dinî ‘gibi’ görünen unsurlarla, anlamlarla, çağrışımlarla doldurmuş, sokağa servis etmiş. Sokaktaki insanın bu konudaki önyargılarını kırabilmek mümkün görünmüyor. Kendisine mistik denince kızan, parlayan, alev topuna dönen şairlerin önyargılarını da kırmak mümkün değil. Onların da çoğu köylü gazetecilerin rahle-i tedrisinden geçmiş.
Konuyu önemseyen, ama sürekli olarak bu önyargı duvarlarına çarpan, çarpmaktan yorgun düşmüş, derdini, meramını anlatamayan şairlerimiz de söylediklerinin neden boşlukta kaldığını anlamaya çalışıyorlar. Bence, dönüp azıcık da kendilerine baksınlar. Bu ülkede ana memesinden sonra gelen en önemli besin kaynağı, köylü gazetecilerin gün gün, fasikül fasikül verdiği ansiklopedidir. Yokmuş gibi davranmasınlar. Önce o ezberi bozsunlar.
Bir şaire ya da şiirine (şiir anlayışına) mistik derken teolojik alanı ve olanı kastetmiyorsanız, öncelikle kastınızı açıklamak zorundasınız. Kimileri 90’larda iyice aşınan (ilkin çok satan kitapların arka kapaklarında görülen, sonra eleştiri ve kitap tanıtma yazılarına, denemelere, köşe yazılarına sirayet eden, oradan da ‘ortamlara’ akan, orada pestili çıkarılan) sözcüklerden biri olan ‘iç’ anlamında kullanıyor, kimileri de düşünce (biricik, kişisel, deneyimlenen düşünce), hattâ duygu (biricik, kişisel, deneyimlenen duygu) anlamında. Elbette, gizemi, gizemciliği imleyen de çok. Verilenle, verili olanla yetinmeyenlerin, verili olanın ardını merak edenlerin, eşeleyenlerin, karıştıranların, soru soranların tavırlarını da içeriyor. Bunların dışında, ‘mahrem’ var, ‘kapalı’ var. Sözcük, liriğin bütün katmanlarını, doğacılları, çobanılları da kapsama alanına alıyor. Plazadan boğazı seyreden şiir personası da, borsa verilerini sayıp döken şiir metni de madde-dünyanın eleştirisi üzerinden ya da geleneğin ‘güncellenmesiyle’ ilişkilendirilerek mistik olabiliyor, sayılabiliyor. Say say bitmez.
Gelelim din meselesine. Mistisizmin, mistiğin dinle hiç mi ilgisi yok? Her disiplinin içinde olduğu gibi dinin içinde de mistikler var. Her disiplin gibi din de onlara iyi gözle bakmaz. Kurumsallaşmış her din, içindeki mistikleri ‘düzeltmeye’ çalışır, düzeltemezse ayıklar, şiddetle (şiddet kullanarak) tasfiye eder. İçindeki mistikler açısından dinler tarihi, bir ‘ser verenler’ tarihi.
Son cümle, alev topları için gelsin: Besim F. Dellaloğlu söylüyor: “Aydınlanma mistik kökenli bir kavramdır.”

[2013]

No comments:

Post a Comment